Bir haftasonunu daha gezerek tamamladık, diye başlayacağım da; yazı utanır, çüş oha nidaları dile gelir, olmaz olmamalıdır; en iyisi güzel haftasonuydu diyelim, kimse bozulmasın. Cuma günü müdürün bir tarafından uydurduğu performans toplantısından elimde hali hazırda alınmış biletim sayesinde sıyrılıp, kendimi 38 numerolu otogar otobüsüne atışım ile başladı macera. Kardeşim, Ankara soğuk mekan; hakeza ben ordayken, 1 bilemedin 2 ay kadar bahar görmüş bir adam olarak, kendime sıkı giyinmeyi telkin ederken, işin Bursa ayağını; heleki belediye otobüsü ayağını düşünmemiştim. Türk'ün sıcak ile imtihanı, sosyal taşıma araçları'nın sorduğu sorular ile gerçekleşiyordu, sıcak bir yandan güneş bir yandan derken, dün gece elektrikler kesikti martavalı o haldeki bir adam için hazmedilebilir bir gerekçe olmaktan uzak kalıyordu. Pişerken, başka bir bayan arkadaşın ben ile aynı arabada yine aynı otobüse yetişme çabasında ve aynı güzergah sahibi oluşumuzu hatırlamam ile(keza bileti bir raslantı sonucu birlikte almıştık; henüz 1 gün öncesi) sıkıntı azıcık da olsa hafifliyordu. Bu tür kalabalıklarda heleki böyle tek başına binmiş eli yüklü bir bayan olmak, çok zor hadisedir, ben ise bunu hafifleten en iyi Hulusi Kentmen dalında babayiğit rolünü takınıp, sıcak sıkıntılarımdan sıyrılıyordum. Hakikaten de, erkekliğin böyle dıştan yanmalı bir hali vardır; sen ne kadar yalnızken erkeğim diye gevele; anca ellerine nasır oturur; ama yanında bir bayan varsa, o propagandan adeta bir halk bulur, bir şiara dönüşür, keza şeyhi uçuran nefesi değil, müritleridir. Onu o kalabalıktaki taanusçu olmaları muhtemel arkadaşların kucaklarından çekip çıkartmam ve elindeki bebek mezarı kılıklı bavulu evlat edinmem ile, bu görevin gereğini yerine getiriyordum adeta. Laf aramızda, kendimin en çok bu gibi durumlarda vazifeden pay çıkartan hallerimi seviyorum, hatun kişisi çok hoyrat ve icat düşkünü değil ise de bu karşılıklı münasebetleri her zaman geliştirmiştir, ne de olsa insanlık heleki erkeklik ölmemiştir. Her neyse, muhabbet ile o sıkış tepişliği ferahlatmıştık. Arabadan garajda inerken, otobüs biletinin yanında verilmesi gereken tren biletlerinin yazaneden alınması gerekliliği ile çalakalem koşturuyorduk yazaneye, ki doya doya çay içebilelim idi, ama ordan oraya savruluyorduk kimse ilgilenmiyordu bizle. O telaşede yetmezmiş gibi, dün tel ile aradığım ve telini açmayan sabık kanka Ahmet nedir olayın diye sorguya çekmeye çalışıyordu beni. Ulan en sevmediğim mevzudur, yanında biri varken telefona ihtimam göstermek, işin garibi biz bu adam ile telefonda bile görüşemiyorduk, ama prensipler yüzünden sallamaya çalışıyordum hal yoluyla, onu. Neyse, bilet işini halletmiştik ki, aklıma Ankara'da beni bekleyen dostlara eli boş gidememek zorunluluğu çıkageldi aklıma, memleketimizin hoş kestane şekerlerinden götürmezsem, Ankara il sınırından nasıl geçerdim diye. Derken hatun kişisini de ayartıp Kafkas'tan birşeyler almaya yönelttim 2 kişilik kafilemizi. 2 paket ile işimi görüp, misafirime ve kendime de birer adet elde, çay ile yenilesi pasta şeker karışımı yiyecek ile de karşılıklı keyfi amaçladım. Ama zaman çok azdı, koşa koşa gittik aceleyle lüplettik mecburen.

Otobüs sefere hazırdı biz de, haliyle. 0403lerden biri vardı altımızda. Biraz sıkıntılı gittik o bakımdan. Aslında otobüse binerken bu durumdan, telefonu da açtırmaz bu ...ler diye geçirerek azıcık kaygılanmıştım, hakeza ben cayır cayır mp3 dinleyip uyumayı düşlüyordum. Neyseki birşey demediler, Eskişehir'e kadar rahat rahat gittik. Plan işlemememiş ve 1 şarkılık bir istisnai davranış ile azıcık rüya görmüş ve ayık klamıştım yol boyunca. Rüya da konusuzdu, tek mesele ailecek paint it black şarkısında halay çekmemizdi; bu mantıksızlık bendenizde hezeyana neden olmuş olmalı ki, hemen uyanmıştım. Her neyse, Eskişehir'e varınca arabadan indik ve kavalyemin sigarasına eşlik ettim. Yalnız benim muzdarip olduğum durumdan bu bayanda fazlasıyla vardı, teli hiç kapalı tutamıyor ve uzaktaki sevdüceğine habire rapor veriyordu. Bu karı milleti diye sınıflayacağım ama hakikaten anlamıyorum, hem kontrolün şikayetçisi olurlar hem de bu şikayet unsurunun bir parçası. Bu durumu sormama ve onun ben memnunum diye geçiştirmesini de yemediğimden, bu tekerrür ile bir kere daha karşılaşmak, şaşırtmasa da beni sıkmıştı. Zırt telefon, aşkım kuş, zırt telefon aşkım uçak, zırt telefon aşkım hamamböceği; bu ne arkadaşım 1984 romanından mı fırladınız, ne bu özdenetimsel mekanizmanızın nedenselliğinin mantık gurebalığı, diye bir serzenişin daha sonuna geleyim, konu bölünmesin, daha yolumuz var çünkü. Her neyse, sigarası ve raporu sonrası gardan içeri girip, asıl ilgilendiğim kızı karşımda görüp heyecanlanmıştım. Dile kolay, ben ki, bir akşam Ankara'dan kpds dönüşü binip trene, ertesi sabah İzmir'de olacak kadar tren yolcusuyum, bu hızlı ve henüz az kullanılmış alet beni nasıl hislerimi çalkamasın'dı... Her neyse, üst araması sonrası gidip yerimize yerleştik. Ben yine trenlerin konfor azlığına alışkın biri olarak gözlerimi fal taşı gibi açıp kalmıştım, adeta. Binişimiz sonrası gittik yerimize yerleştik bayan arkadaş ile. Ama tren kalkmak bilmiyordu ve neyse ki muhabbete aç bir insan vardı karşımda. Konuş konuş bitirmedik muhabbetleri taki, Sincan'a kadar. Ama bu arada olan hız deneyimlerini ve trenin lokantasındaki çay muhabbetimizi es geçmek zorunda hidssetmek kötü bir deneyim olsa da, bu kadar ayrıntıyı sadece sahne olarak hatırlayan biri olarak, tevekkül ile anlatmaya devam etmek en güzeli deyip, Sincanda tele gelen mesaj ile benim sadece bir yolcu değil, aslında bir misafir olduğumu hatırlattı. Nerde kalmıştım vs. gibi soruları kadim dostluğun verdiği kredi ile geyiğe sarıp cevaplıyordum. Tren gara yaklaşınca herkes ve yanımdaki arkadaş ile birlikte ben de ayaklandım. Her tren seferinin bir klasiğidir bu, tren sanki gelmeden kapısını açacakmış yada ara durakları varmış gibi 5 dakika önceden kapının önüne geçip manasız pinekleme sekansı... Aynısı, aynı yerde bir kere daha başıma gelirken, kendi kendime ulan hadi onlar toy, bu senin kaçıncı seferin diye çıkıştım ya, Allah'tan sessiz sessiz ağlar gibiydim vay aman, kimseler duymadı sonra düşmedik dillere...

Trenden inmesine yardım ettikten sonra kavalyemin, beni asıl bekleyen dost'a gitmek üzere öpüşerek ayrıldım yanaklarından. Fular takacaktı bekleyen, ben de onu öyle tanıyacaktım. Fakat gar çok kalabalık ve bir o kadar da öksüzdü gözümde; tanıyordum ama tanımıyordum kimseyi hele bekleyeni bile... Derken arkadaşın evine gitmek için bir metro kısıtı ile karşı karşıya kalmışken, bir çay bile içemeyecek olmanın sızısı içimde bu kıpır kıpır küçük kızın, gözlerinde nasıl bir büyük olduğuma şaşırıyordum hala. Sanki elinde bir bando olsa, hazır ve nazır beni bekleyecekti o en eski garda ve istesem durduracaktı kudretli elleriyle herşeyi. Ama ikimiz de güçsüz iki insandık, alaladeydik, karşımızdakini sadece hayallerimiz değiştirebiliyordu ve hayalgücünün kuvveti gerçek ile aramızı açıyordu, açmıştı ve belki açacaktı. Oradan bir taksiye atladık. Arkaya kuruldum sanki eve bırakılmak üzere mahallenin bıçkın delikanlı gencinin ablası gibi. Ev sahibiydi, hiç sevmezdim bu tür himayeci girişimleri, yapılacak ise yalnız ben yapabilirdim ancak, ama kırmamak vardı ya hesapta, aşıp gidemiyordum o büyük cam tavanı... Aşti'de beklenecektim bir başkasınca. Ama aramızdaki olanlar normal şartlar altında anlatılması zor bir durumdu ve o an en son ihtiyaç olan önyargıydı. Aştide oturduk ve çaylarımızı içip, şiir konuştuk. Biliyordum yüzümün hatları, hayallerinden sıyrılıp gelmiş bir heykel ile karşılaştırılıyordu o an. Hayranlık gibi, merak gibi, karman çorman bakışlar vardı; aromalı ve belki ilk defa böyle bir durumdaydım. Sanki uzaydan gelmiş yüzyıllardır beklenen bir uzaylı gibiydim, beklentiler ile başa çıkmak en zoruydu herşeyin. Heyecanını yenmeye çabalamaktan muzdaripken, kendimdeki reaksiyonel heyecanı fark edip, kendimden başladım sükunete. İlk olarak ona sevdiğim yazılarımı anlattım, aslında ne demek olduklarını ve bende nasıl yer ettiklerini. Bir kaç sms kalmıştı gönderilen ögelerinde mesaj kutusunun, oradan bir kaç şiir ile, gözlerindeki heyecanı alıp yeryüzüne indirmiştim sonunda. Derken kapalı olan telefon aklıma geldi ve açınca ev sahibim arıyor olduğunu gördüm demin beri. İşbu sebepten ayrılmalıydık ve ayrıldık hatta, taksiden yolcu ettim. Ben beklemeye koyuldum. Arkadaş, bekleterek geldi ve evlerine vardık. Geldiğimiz gibi geyik ve eski öğrenci ve haylaz tavırlı hareketlerimiz ile beyincik ağrıtıcı gülme tutulmalarında gezindik. Gece uzundu ama biz kısaymışız demek ki, general uyku geldi en son meydane ve biz dağıldık...

Ertesi gün evden kahvaltı için çıkan bedenlerimiz, Emek'ten Anıtkabir'e oradan da Maltepe ve Kızılay'a kadar sürükledi bizi. Oradaki tanıdık ve ismini hatırladığım tek mekan olan Leman'ı arattım durdum ve sorarak bulabildik, demek ki isim için de bilene ihtiyaç varmış'tı. Ama o da nesiydi, yer yoktu ilgili mekanda. Bizde karşı tarafta bahçe içi içilen mekanlardan biri olan Kardelen'e oturduk. Bira ve patates ile susayan gırtlaklarımızı dolduruyorduk. Ancak yorgunluktan olsa gerek, dertler de peşisıra geliyoru ağızlarımızdan. Bilhassa arkadaş, kadınlardan ve kötü tecrübelerinden, heleki kadınların ya ahmak, ya salak yada kevaşe olmalarından dem vurdu durdu. Birşey de denmiyor, dinledik el mahkum. Aslında haklılığı elbette vardı olmasına da, 3-4 tecrübe sonrası böylesine bir çıkarım zor bir değerlendirmeye gebe idi ve alkol bu değerlendirmenin sıhhat kontrolüne müsaade etmezdi. Sadece dinledim. Arkadaşın işi vardı, eve gitmesi gerekiyordu. Ben de dünkü bekleyenimi sıraya sokarak yarım elma gönül alma işine giriştim. Arkadaşı yoladıktan sonra, Dost kitapevine dalıp hafif meşrep aklımla kitap karıştırdım bekleme sırasında. Ön tarafına çıktım en son gelen telefon ile, hani o meşhur buluşma mekanına... Beklenen bekleyen gelmişti yeniden, küçük ve hanım hanımcıktı, yine meraklı ve aç gözler ile bana bakıyordu, ama her neyseki ben dünkü kadar cenderede hissetmiyordum kendimi. Oradan bir çay içilecek mekana vardık birlikte ve ben oraya daha öncesi bir kere başka bir arkadaş ile gitmiştim, o an hatırlamıştım. Oturduk ve laflamaya başladık. Onun hayatındaki bende eksik kalan parçaları dolduruyorduk sanki. Sevgilisi, aşktan beklentileri, kadın erkek ilişkilerine bakışı, edebiyat ve tabiiki şiir üzerine konuştuk. Verimli ve dolu doluydu, sevdiği şairler arasındaki yerimi bile öğrendim ve bana daha çok yol yapılmalıydı ki oraya ulaşmalıydım kendimce. Aslında ben kendimden bir şair yapabilir miydim yada yapmak istiyor muydum'a da hesaba katmalı bu zottirik çıkarımım için ama özetle yine doyumsuz bir sohbetti. Karnımız açtı ve ev sahibi arkadaşın işi bitmiş buluşmaya yer arıyordu. YKM'nin önünde buluştuk akrostij şiir yazmayı çeyrek geçe. Tanıştırma faslı ve sonrası kebapçı ziyareti ile şenlendirdik akşamı da, ev sahibim öğle sırası içtiklerinden olacak baş ağrısı sarmalında, olmadığı kadar suskundu. Aksine de hanım kızımız, sanki demin olmadığı kadar atak ve ben gitmişim ve bir başkası sanki kafileye katılmış gibi bambaşka bir muzurlukta muhabbeti sürdürüyordu. Arkadaşı eski tanırım zor adamdır ama Allah'tan ters birşey demedi, hatrımız ağırmış. Çay içmeye gittik ve idare seanslarım devam etti iki tarafı ve ne Musa'ya Ne İsa'ya yaranabildiğim lise vakitlerimi bir kere daha yad ettim sayelerinde Allah razı olsun. Metrodan ayrılıp, oradan evlere dağılındı dağılınmasına da, ev sahibim yarınki programda başrolde ama diğer hanım kızımız pek istemez tavrılarda olduğundan zor bir güne bendeniz kulaç atıyor gibi hissediyordum gider ayak.

Ertesi gün ise arkadaşlı bol ziyaretli bir gün olmaktan öteydi, düz yollar ve dadaist muhabbetler ile geçirildi. Zaten sadece hava değişimi için gittiğim Ankara'dan istediğimi aldığımdan, ses etmedim tek düzeliğe. Kalabalık da olunsa, tek de olunsa, önemli olan farklı mekanda farklı insan yüzleri ile birlikte olmaktı ve mazbut bu halim ile doyurulması en mümkün çatım, problem çıkartmak bir kenara kanaatkardım. O gün bari biraz da olsa günboyu mesaj atıp, bir ses bir seda için yırtınan hanım kızmıza döneydim ama ortam müsait değildi ve ben başka gemilerde bir tür misafirdim adeta, rotası bende değildi o gemilerin. Gün boyu gelecekten ve hayattan konuşuldu ama erken kalkarak saat 18.00deki trene yetişildi. Ayrıldık ve ben Bursa'ya saat 10.30 civarı varabildim.

Güzel bir haftasonuydu, gerilimi vardı elbette, ama iyi yönettim, en azından anlayışlı zıtlıklar ile birlikte olmaktan ötürü biraz daha rahat bitirildi o gerilimler. Eylemlerimiz sürecek pek sayın blog.

0 yorum:


 

Copyright 2006| Blogger Templates by GeckoandFly modified and converted to Blogger Beta by Blogcrowds.
No part of the content or the blog may be reproduced without prior written permission.